Pandemi ile birlikte tarıma farklı bir gözle bakılmaya başlandı. Daha önce tarımla pek ilgilenmeyen, bu alanda üretim, yatırım yapmayı düşünmeyen sanayiciler, iş insanları tarıma yoğun ilgi göstermeye başladı.
Dededen, aileden kalma araziler değer kazandı. Eskiden kimse ilgilenmezken şimdilerde paylaşılamayan varlıklar oldu. “Dededen kalma topraklarımız var onları nasıl değerlendirebiliriz?” sorusunu soranların sayısında ciddi artış var.
Toprak sahibi olmak, tarıma yatırım yapmak “zenginlik” olarak kabul edilmeye başlandı. En dikkat çekici olanı ise iyi eğitim almış, dünya piyasalarını izleyen, teknoloji ile barışık gençlerin geleceğini tarımda aramaları. Ailesine ait arazileri nasıl değerlendirebilirim arayışları birçok genç sanayici veya iş insanını tarıma yönlendiriyor. Somut adım atanlar da var.
Tarımın gıdanın ne kadar önemli olduğunu, açlığın, kıtlığın tartışıldığı bugünlerde hem ekonomik hem de sosyal olarak ele alınması ve bu alanda bir şeyler yapılması gerektiğini düşünenlerin sayısı artıyor.
Pandeminin üzerine bir de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaş eklenince dünyada yaşanan gıda krizi ve özellikle tahıl krizi tarım konusundaki duyarlılığı daha çok artırdı. Ülkenin değişik bölgelerinde “tarım konusunda ne yapabilirim, ülkemiz açlık, kıtlık çekmesin diye ben de bir şeyler yapmalıyım” diyerek bu işe kafa yoranlar var.
Bu nedenle son dönemde birçok ilde özellikle sanayicilerin, iş insanlarının düzenlediği toplantılarda tarım konuşmaya, tarımı tartışmaya başladık.
Gençler tarımda olmak istiyor
Başka önemli ve dikkat çekici gelişme ise gençlerin tarıma olan ilgisinin artması. Boğaziçi Üniversitesi – Agro Tv ve Webagron tarafından 30 Mayıs’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Zirvesi”ne katılanların büyük çoğunluğu gençlerdi.
Özellikle iyi eğitim almış, teknoloji konusunda bilgi sahibi, tarımda teknolojiyi kullanmayı düşünen, çalışmalar yapan gençler var. Gençler de genellikle aileden kalan arazileri değerlendirmek için bu işe ilgi gösteriyor. Aileden kalan araziler önemli ama atadan gelen tarım bilgisi çok daha önemli. Bu kadim bilgi ile gençlerin teknoloji bilgisi birleştirilebilirse tarımda olumlu çalışmalar yapılabilir.
Aile çiftçiliğinden vazgeçemeyiz
Sanayiciler, yatırımcılar, genç girişimciler tarıma ilgi gösterirken, bu işin kahrını çeken, yıllardır tüm zorluklara rağmen üretime devam eden küçük çiftçi aileleri yüksek girdi fiyatları nedeniyle üretim yapmakta zorlanıyor. Uygulanan politikalarla küçük çiftçiler giderek sektörden çekilmeye zorlanıyor. Üretim yapamayan aileler tarımı bırakıp kasabaya, kente göç ediyor. Bir bölümü ise köylerinde tarıma başlayan şirketlerde işçi olarak çalışıyor. Kendi tarlasında işçi olanlar bile var. Böyle bir süreç yaşanıyor. Artan mazot, gübre ve diğer girdi fiyatları bu süreci hızlandırıyor. Küçük çiftçilik tasfiye olurken şirket tarımı güçleniyor.
Sektörden çekilmek zorunda kalan çiftçilerin tarım arazisini toplayan çok kişi ve şirket var. Önümüzdeki dönemde daha fazla toprağın el değiştireceği tahmin ediliyor. Şehirde yaşayan ve emekli olduktan sonra kırsala dönerek tarımla uğraşmak için tarım toprağı alanlar da var. Herkes kendi ekonomik gücüne göre toprağa yatırım yapıyor. Arazi fiyatları bu nedenle sürekli yükseliyor.
Pandemi döneminde yaşananlar aile çiftçiliğinin ne kadar önemli olduğunu, korunması, desteklenmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi. Avrupa Birliği destekleme politikasında aile çiftçiliğine özel önem veriyor.
Değişimin analizi yapılarak politika oluşturulmalı
Böyle bir dönüşümün, arazilerin el değiştirmesinin tarımı olumlu veya olumsuz etkilerinin mutlaka tartışılması gerekir. Bu değişim ülke tarımını nereye götürür?
Tarım ve Orman Bakanlığının bu değişimi iyi gözlemlemesi ve buna uygun politika geliştirmesi gerekiyor.
Tarıma olan yönelmenin bazı sonuçları var. Tarım arazileri yani tarım toprağı kiralayarak üretim yapanlar için her geçen gün kiralar daha çok yükseliyor. Tarım toprağı satın almak isteyenler için fiyatlar yükseliyor. Yeni girişimciler teknoloji yoğun bir tarım yapmak istedikleri için teknoloji yatırımları artıyor.
Türkiye, benzer bir süreci 2010 yılında hayvancılık yatırımlarında yaşadı. O dönemde hayvancılık yatırımlarına verilen sıfır faizli krediyi “fırsat” bilen çok sayıda iş insanı, doktor ve diğer serbest meslek mensupları hayvancılık sektörüne yatırım yaptı. Süt hayvancılığı, besicilik yatırımı yapanlar, küçükbaş hayvancılığa özellikle keçi yetiştiriciliğine girenler oldu. Çok sayıda büyük ölçekli işletme kuruldu. Bugün geldiğimiz noktada bu işletmelerin önemli bir bölümü elden çıkarıldı. Kapatanlar oldu. Özellikle araştırmadan, bilmeden ve sadece sıfır faizli kredinin büyüsüne kapılıp bu işe yatırım yapanlar zarar ederek sektörden çekildi. Bilerek, araştırarak, fizibilitesini doğru yaparak işe girenler ise başarılı oldu.
Ülke kaynakları sınırlı. Bu nedenle çok verimli kullanılmalı. Hayvancılıkta yaşananlardan ders çıkarılarak bu yeni süreçte, bitkisel üretimde, meyvecilikte ve diğer alanlarda olumsuzlukların yaşanmaması için mutlaka planlı bir çalışma yapılmalı.
Küçük aile işletmelerinin kooperatif çatısı altında güçlerini birleştirerek üretime devam etmesi sağlanmalı.
Özetle tarımda yeni bir dönem yaşanıyor. Üretim konusunda çok büyük zorluklar ve sıkıntılar var. Girdi fiyatlarının kontrol altına alınması ve çiftçinin desteklenmesi şart. Dünyayı kasıp kavuran yüksek gıda fiyatları, açlık ve kıtlık riski insanları tarıma yönlendiriyor. Bu yönelimi iyi yönetirse ve aile çiftçiliğini, kooperatifleşmeyi desteklerse Türkiye, tarımda önemli atılımlar yapabilir. Bunu başaramazsa zor günler bizi bekliyor demektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: